Türk Dili ve Edebiyatı

Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki Ölçütler

Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasındaki Ölçütler

Türk Edebiyatının dönemlerinin belirlenmesinde değişik ölçütler kullanılır. Bu ölçütlerin belirlenmesinde edebiyat anlayışlarından büyük kırılmalar esas alınmıştır. Ölçütlerin ne olduğu araştırmacılara göre değişiklik gösterse de bütün araştırmacıların fikir birliğine verdiği genel ölçütler de söz konusudur. Bu ölçütleri şu şekilde sıralayabiliriz:

⇒ Dil anlayışı
⇒ Kültürel farklılaşma
⇒ Dini hayat
⇒ Dil coğrafyası
⇒ Sanat anlayışı

 

1. Dil Anlayışı

Bir dönemin edebiyatı incelenip değerlendirilirken edebi verimlerin dil özellikleri göz önünde bulundurulur. Türkler de etkilendikleri kültürlere göre dillerinde değişmeler yapmışlardır.

Başlangıçta Türklerin dili Orta Asya’ya özgü nitelikler taşıyordu. Göktürklerin ve Uygurların kendilerine özgün konuşma ve yazma gelenekleri ve dil anlayışları bulunuyordu. Sonraki dönemlerde Türklerin dil anlayışı değişik etkiler altında kalmıştır. İslami Türk Edebiyatında yüksek zümrenin dili, Arapça ve Farsçadan birçok kelime ve kural almıştır. Batı kültürünün etkisinin başlamasıyla, edebi eserlerde bu kültüre ait kavram ve terimlerin hızla değiştiği görülür.

 

2. Kültürel Farklılaşma

Bir milletin dil, din, duygu, düşünce ve yaşama tarzındaki bütünlüğe kültür denir. Her milletin kendine özgü kültür özellikleri, değerleri vardır.

Türkler, İslamiyet öncesinde atlı-göçebe kültürünü yaşıyorlardı. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle “bozkır kültürü” yerini, yavaş yavaş yerleşik ve yazılı kültüre bırakmaya başladı. Bu değişim, edebiyata da yansıdı.

İslamiyet’in kabulünden Tanzimat’a kadarki dönemde Türk edebiyatında İslam kültürünün etkisiyle “dini motifler” ağırlık kazandı. Tanzimat’la Batı ‘ya açılan Türk edebiyatı Batı kültürünün etkisine girdi. Bu nedenle edebi eserlerin biçim ve içeriğinde de değişmeler oldu. Sonuçta 1860’tan sonraki Türk edebiyatı Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı olarak adlandırıldı.

 

3. Dini Hayat

Dinler getirdikleri değer yargılarıyla insanların ve toplumların düşünce yapılarını, davranışlarını, hayat tarzlarını etkiler ve değiştirir. Türkler, İslamiyet’i kabul ettikleri zaman dilimine kadar değişik coğrafyalarda değişik dinleri benimsemişlerdir. Eski Türkler başlangıçta Şamanist’tiler, gök ve yer tanrılarına taparlardı. Sonradan Uygurlar zamanında “Manihaizm” ve “Budizm” gibi dinlerin etkisine girdiler. Bu dinlerin etkilerine, o dönemlerde ortaya konan edebi eserlerde özellikle de destanlarda ve kitabelerde rastlamak mümkündür.

10. yüzyılda “İslam” ın kabulünden sonra Türk edebiyatında köklü değişimler olmuştur. İslamiyet’in getirdiği yeni inanç sistemi tek tanrı inancına dayanıyordu. Özellikle Ahmet Yesevi (öl. 1166) ve Yunus Emre (öl 1321) gibi şairlerin tasavvuf düşüncesini işleyen, “ilahiler” gibi, yeni ürünler ortaya koymaları edebiyatımıza farklı bir boyut kazandırmıştır.

 

4. Dil Coğrafyası

Bir dilin bilinmeyen bir dönemde ayrılan kollarına lehçe denir. Türkçenin Yakutça ve Çuvaşça olmak üzere iki lehçesi vardır. Bu lehçelerle Türkiye Türkçesi arasında büyük ses ve kelime farklılıkları vardır.

Bir dilin takip edilebilen tarihi süreç içinde ayrılan kollarına ise şive denir.

Türkçenin tarihi gelişimi 8. yüzyıldan itibaren izlenebilmektedir. Çünkü ilk yazılı kaynaklar olan “Orhun Abideleri” bu döneme aittir.

Türkler Orta Asya’dan boylar hâlinde değişik kıtalara yayılmışlar, geniş coğrafyalarda büyük devletler kurmuşlardır. Türklerin birbirinden uzak yerlerde farklı devletler kurmaları farklı şiveleri ortaya çıkarmıştır. Şiveler arasındaki bu farklılıklar, kelimelerin yapı, çekim ve ses (fonetik) özellikleriyle ilgilidir. Farklı coğrafyalarda ve değişik kollar hâlinde gelişen Türkçe, bu süreç sonunda, Azeri Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkiye Türkçesi ve Balkan Türkçesi gibi şivelere kavuşmuştur

 

5. Sanat Anlayışı

Orta Asya döneminde edebiyatta ve sanat anlayışında “gereksinimler” belirleyici olmuştur. Edebi ürünler toplumsal iletişim aracı olarak kullanılmıştır. Birey ve toplum, kendini sanat eseriyle ifade etmiştir. Edebi ürünlerin pek çoğu dinsel içerikli törenlerden doğmuştur

İslam uygarlığı çevresinde oluşan Klasik edebiyatta (Divan edebiyatı) sanat anlayışı, sözü süsleyip güzelleştirme ve hüner gösterme esasına dayanıyordu. Sanatçılar yeteneklerini gösterme çabasındaydı. “Sanat sanat içindir.” anlayışı benimseniyordu. Bu döneme paralel gelişen Halk edebiyatında ise yalın söyleyiş tercih ediliyordu. Sanatın toplumsal boyutu da göz önünde bulundurulmakla birlikte, sanat bireysel bir çaba olarak görülüyordu.

Tanzimat Döneminde önce “eşitlik, özgürlük, adalet” gibi bir takım kavramları topluma benimsetmek amacı güdülmüştür. Tanzimat’ın bu ilk dönenimde sanatçılar sanatı, toplumu ve devleti biçimlendirmeye yönelik bir araç olarak kullanmışlardır. “Sanat, toplum içindir. anlayışını öne çıkarmışlardır. Ancak Tanzimat Döneminin ikinci yarısında, sanat giderek toplumsallığını yitirmiş, Sanat, sanat içindir.” anlayışı öne çıkmıştır.

Cumhuriyet Döneminde ise Batı’nın yoğun etkisine ve bireyci anlayışa tepki olarak meydana gelen “memleketçi edebiyat” anlayışı gelişmiştir. Bu dönemde “Anadoluculuk”, edebiyatın geçer akçesi olmuştur. Edebiyat, İstanbul merkezli olmaktan çıkmıştır. Halk edebiyatına paralel bir edebiyat anlayışı savunulmuştur.

 
Türk Dili ve Edebiyatı Konularını Görmek İçin Linke Tıklayın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu