Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on email
Edebiyat Sosyal ve Siyasi İlişkisi

Edebiyat Sosyal ve Siyasi Hayat İlişkisi

Temel aracı dil olan edebiyat, duygu düşünce ve hayallerin söz ve yazıyla anlatılması sanatıdır. Dile bağlı olarak ortaya konduğu için dil ile birlikte gelişir, yayılır. Dil insanlar arasındaki anlaşma vasıtası olduğuna göre toplumdaki değişiklikler dile yansır. Dile yansıyan bu değişiklikler de doğrudan ya da dolaylı olarak edebiyata yansır.

Edebiyat, duygu, düşünce ve hayalleri insanlarda güzellik duygusu bırakacak biçimde dile getirir. Edebiyat şiir, müzik, resim, heykel, sinema gibi bir güzel sanat dalıdır. Üstelik edebiyat; şiir, resim, heykel gibi güzel sanatlardan yararlanan, hatta bunları bünyesinde barındıran bir sanattır. Bu yönüyle edebiyat, daha kapsayıcıdır.

Edebiyat, güzellikleri, insanların edindiği kazançları kuşaktan kuşağa aktarır. Bir toplum, kendi kültürel değerlerini, deneyimlerini, tarihini edebiyat sayesinde gelecek kuşaklara aktarır. Dolayısıyla geçmiş ve gelecek arasında bağlantı kurar.

Edebiyat ve Sosyal Hayat

Edebiyatın temel konusu insandır. Sosyal bir varlık olan insan her yönüyle edebiyata yansır. Bu yüzden edebiyatla sosyal hayat arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Bir edebi eser birey olarak insanı anlatsa bile bu durum edebiyatın sosyal hayattan kopuk olduğu anlamına gelmez. Çünkü insanın iç dünyasını sosyal yaşamından ayrı düşünemeyiz.

Bir ulusun edebiyatıyla o ulusun toplumsal yapısı arasında doğrudan etkileşim vardır. Yani toplumsal yaşamdaki değişiklikler edebiyata da yansır. Bunu yansıtan da şair, öykücü, romancıdır, yani edebiyatçılardır. Yazar veya şairi, yaşadıkları toplumdan ayrı düşünemeyeceğimize göre, onlar sosyal hayattaki değişiklikleri edebiyat ürünlerinde ortaya koymuşlardır.

Edebi eseri üreten sanatçı, öncelikle içinde yaşadığı toplumu ve insanı anlatmak amacındandır. Sanatçı, insanı soyut olarak ele almaz, onu sosyal çevresiyle birlikte anlatır. Edebiyatla sosyal yaşam iç içedir. Dolayısıyla edebî bir metni, sosyal çevreden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Kişinin içinde yaşadığı toplumun kültürü, sosyal çevreyi oluşturan en önemli ögedir. Çünkü kişinin yaşam tarzını, dünyaya bakışını, düşünüşünü kendi ulusunun kültürel değerleri belirler.

Edebiyat ve Siyasi Hayat

Toplumun sözcülüğünü yapan edebiyatın toplumsal yönetim biçimlerinden, yönetici-yönetilen ilişkisinden kopuk olması düşünülemez.

Siyaset, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıdır. Bunu düzenleyen ve yürüten kişilere de “siyasetçi siyasî” gibi isimler verilmektedir. Siyaset, bir toplumun can damarıdır. Bir toplumu ileriye götürecek, insanları etkin kılacak, daha iyi bir yaşam düzeyine ulaştıracak olan asıl unsur siyasettir. Siyaset, devleti yönetme işi olduğuna göre, bunun farklı yöntemlerinin olması son derece olağandır.

Siyasetin toplumu yönetme biçimi bireylerde farklı tepkilere neden olur. Bu tepkiler de farklı biçimlerde edebiyata yansır. Örneğin toplumu baskı altına alan, özgürlükleri kısıtlayan bir siyaset anlayışı, toplumdaki bütün bireylerden çok, sanatçıyı etkiler. Sanatçı da bu etkilenimlerini edebiyat aracılığıyla topluma yansıtır.

Yazarlar, şairler kendilerini toplumdan soyutlayıp toplumla bağlarını koparmaz. Kimi yazarlar, insanlardan uzak yerlerde yaşamayı tercih etse de onların kendini toplumdan büsbütün soyutladığı söylenemez. Ya günlük yaşamdaki ilişkileri ya da eserlerinde toplumu ilgilendiren konuları ele almasıyla toplumla bağını sürdürmüşlerdir.

Bu bakımdan yazarlar, içinde yaşadıkları toplumun bir ferdidir. O toplumun yaşam tarzından, kültüründen, tarihinden etkilenir. Sonuçta yazarların kendi dönemlerinde yaşanan sosyal ve siyasi olaylardan etkilenmemesi mümkün değildir.

Siyasetçilerin, özellikle siyasî devleti yönetme anlayışları çoğu zaman birbirinden farklı olmuştur. Bu anlayış, topluma yansıdığında da toplumdan olumlu ve olumsuz tepkiler alınmıştır. Siyaset uygulamaları kimi zaman toplumda beğeniyle karşılanırken kimi zaman da tepkilere neden olmuştur. Bu tepkiler zaman zaman sokağa taşmış, yürüyüşler yapılmış, ayaklanmalar çıkmıştır.

Kimi sanatçılar dönemlerinin siyasî olaylarını eleştirmiş, kimileri ise bu olaylara alkış tutmuştur. Edebiyatçıların siyasetle ilgili yazdıkları eserler, devleti yönetenler tarafından bazen sansürlenmiş, piyasadan toplatılmıştır. Hatta sanatçılar sürgüne gönderilmiştir. Örneğin Namık Kemal, yazdığı siyasi bir yazıdan dolayı (I. Abdülhamit in baskılı yönetimini eleştirmiştir) sürgüne gönderilmiştir.

Edebi Metin ve Zihniyet

Edebi metin ve zihniyet arasındaki ilgiyi açıklamadan önce zihniyet kavramıyla neyin kastedildiğini iyi bilmek gerekir. “Zihniyet”, bir dönemdeki sosyal, siyasi idari, adli, askeri, dini güçlerin, sivil toplum örgütlerinin, ticarî hayatın, eğitim etkinliklerinin birlikte oluşturdukları ortam ve bunların hiçbirine indirgenemeyen duygu, anlayış ve zevk bütünüdür. Bir başka deyişle zihniyet, bir toplumun ya da kültürün bireylerinin duyuş ve düşünüşteki birlikteliğidir.

Herhangi bir edebi eserin, toplumun bütününü ilgilendiren böyle bir kavramdan uzak olması düşünülemez. Hatta edebiyatı toplumun zihniyetinin bir aynası olarak görmek gerekir. Önünde sonunda topluma sunulan bir eser olan edebi metnin, toplumun duygu ve düşünce dünyasında karşılığının olmaması edebiyatın ruhuna aykırıdır. Bu yüzden ister somut ister soyut olsun bütün edebi metinlerde dönemin zihniyetinden izler görülür.

Edebî eserler incelendiğinde dönemler içinde zihniyet değişimlerinin edebiyata nasıl yansıdığı rahatlıkla görülebilir. Örneğin Nedim’in şiirlerini okuduğumuzda İstanbul’da Lale Devri’nde toplumun nasıl bir zihniyet içinde olduğu rahatlıkla kavranabilir. 19. yüzyılın sonlarında verilen eserlerde ise kültürel alanda Batılılaşan toplumun zihniyetinden izler vardır.

Ya da Kurtuluş Savaşı döneminde verilen eserleri incelediğimizde savaş sırasında Türk toplumunun zihniyeti tüm açıklığıyla kendini gösterir.

Sonuç olarak edebiyat eserinin, dönemin zihniyetini yansıtan en önemli araçlardan biri olduğunu söyleyebiliriz.

Edebiyatın Öteki Bilim Dallarıyla İlişkisi

Toplumu her yönüyle kuşatan edebiyatın, toplumsal olgu ve durumları açıklayan öteki bilimlerle sıkı bir ilişkisi vardır. Daha doğrusu edebi eserlerden yola çıkılarak bir dönemin sosyal yaşamıyla, bireysel yaşamıyla ve düşünsel yaşamıyla ilgili birçok sonuca ulaşılabilir.

Örneğin bir Aşk-ı Memnu romanında, romanda yaşamları anlatılan kişiler sosyal bir birliktelik oluşturdukları için bu romandan sosyolojiyle ilgili birçok sonuç çıkarılabilir. Ayrıca romandaki aşk, ihanet, baba sevgisi, nefret, sınıfsal farklılıklardan kaynaklanan ruh hâlleri psikoloji bilimi için büyük bir kaynaktır. Kişilerin temsil ettikleri düşünsel yapı, felsefe alanını bir yönüyle yakından ilgilendirir. Diğer bir açıdan bir yaşamı ortaya koyan romancının bu bilimlerle ilgili derin bilgi birikiminin olması gerekir ki yarattığı kişilerin gerçekliğini
sağlayabilsin.

Kısacası edebiyat:; psikoloji, sosyoloji, felsefe, tarih, coğrafya gibi birçok bilimden yararlanır.

»Edebiyatın Bilimle İlişkisi

Türk Dili ve Edebiyatı Konularını Görmek İçin Linke Tıklayın

İLGİLİ YAZILAR

TYT Deneme Sınavları PDF İndir
Araştırma
Editör

TYT Deneme Sınavları PDF İndir (2022)

TYT Deneme Sınavları PDF İndir (2022) konu başlığı altında sizler için Üniversiteye giriş ilk sınavı olan TYT için, farklı kaynaklardan derlediğimiz  PDF formatında deneme sınavlarını