Aşık Edebiyatı Şairleri ve Özellikleri

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on email
Aşık Edebiyatı Şairleri ve Özellikleri

 

Aşık Edebiyatı Şairleri ve Özellikleri

Aşık edebiyatında yetişme şartlarının, dolayısıyla sanat felsefelerinin farklılığı bakımından âşıkları iki gurupta toplamak mümkündür.

a. Meydan şairleri: Şiirlerini irticalen, saz eşliğinde, sözlü olarak söyleyen şairlere denir. Karacaoğlan, Áşık Veysel vb.

b. Kalem şairleri: Doğrudan doğruya divan şairleri için kullanılan bir sözdür. Bunlar belli bir eğitimden geçmiş sanatçılardır.

Aşıklar, kendilerini irticalen şiir söyleyemeyen, ancak belli kafiye ve kalıplarla önceden hazırlanarak şiirler yazabilen, kalem şairi dedikleri divan şairlerinden daima üstün görmüşlerdir. Hatta onlardan aşağı olmadıklarını göstermek için onların dil ve şekilleriyle şiirler söyledikleri de olmuştur.

Karacaoğlan

Günümüzde bile çok sevilen, şiirlerinin çoğu halk türküsü hâline gelen bir âşıktır. Karacaoğlan. Şiirlerinin tümünü heceyle söyleyen, halk anlayışını, yaşayışını şiirine en iyi şekilde yansıtan Karacaoğlan, tabiat ve sevgililer hakkındaki koşmalarıyla tanınır.

Karacaoğlan Osmanlı Devleti’nin ekonomik bunalımlar ve iç karışıklıklar içinde bulunduğu bir çağda yaşamıştır.

Şiirinin kaynağını, doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı, yurt edindiği doğa oluşturur. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavurdağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri, onun kişiliği ile birleşerek âşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş getirir. Anadolu halkının 17.yy’da çektiği acılar, göçebe yaşantısının yoklukları, çileleri, çaresizlikleri, şiirinde yer almaz.

Şiirlerindeki insana dönüklüğünün özünde belirgin olan tema doğa ve aşktır. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi, ölüm ise şiirinin bu bütünselliği içinde beliren başka temalardır.

Duygulanışlarını gerçekçi biçimde dile getirir. Düşündüklerini açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Acı, ayrılık, ölüm temalarını işlediği şiirlerinde de bu özelliği göze çarpar. Düşten çok gerçeğe yaslanır. Çıkış noktası yaşanmışlıktır. Ona göre, kişi yaşadığı sürece yaşamdan alabileceklerini almalı, gönlünü dilediğince
eğlendirmelidir. Yaşama sevincinin kaynağı güzele, sevgiliye ve doğaya olan tutkunluğudur. Güzelleri, yiğitleri över, dert ortağı bildiği dağlara seslenir. Lirik söyleyişinin özünde, halkının duyuş ve düşünüş özellikleri görülür.

İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Anşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…Karacaoğlan bunların kimine bir pınar başında su doldururken, kimine helkeleri omuzunda suya giderken, kimine de yayık yayıp halı dokurken görüp vurulmuştur.

Karacaoğlan, halk şiirinin geleneksel yarım uyak düzenini ve yer yer de redifi kullanmıştır. Hece ölçüsünün 11’li (6+5) ve 8’li (4+4) kalıplarıyla yazmıştır. Bazı şiirlerinde ölçü uygunluğunu sağlamak için hece düşmelerine başvurduğu da görülür. Mecaz ve mazmunlara çokca başvurması, söyleyişini etkili kılan önemli öğelerdir.

Şiirsel söyleyişinin önemli bir özelliği de, halk şiiri türü olan mani söylemeye yakın oluşudur. Koşmalar, semailer, varsağılar ve türküler şiirleri arasında önemlice yer tutar. Bunların her birinde açık, anlaşılır bir biçimde, içli ve özlü bir söyleyiş birliği kurmuştur.

Köroğlu

On altıncı yüzyılın sonlarına doğru. Kafkas’lardan Rumeli’ye kadar, ünü bütün Osmanlı ülkesine yayılan Köroğlu, bir edebiyat tarihçisine göre hem eşkıya, hem de hece vezniyle şiirler söyleyen bir halk ozanıdır.

Asıl adı Ruşen’dir. Ancak babasının yörenin yöneticisi tarafından kör edilmesinden dolayı Köroğlu adıyla anılmıştır. Rivayetlere göre babasının intikamını almak için and içmiş, yönetime baş kaldırmıştır.

Şiirlerinin çoğu kahramanlık üzerinedir. Yani bu halk ozanı koçaklamalarıyla tanınmıştır. Hatta halk arasında yayılan Köroğlu Destanı, onun kahramanlıklarını anlatır. “Tüfek icad oldu mertlik bozuldu” sözü ona aittir.

Aşık Ömer

Bu asırda dikkati çeken diğer büyük saz şairi Áşık Ömer’dir. Halk şairleri arasında en kültürlü, en yaratıcı kişi olarak tanınır.

Divan şairleriyle boy ölçüşen şair, gerçekten onları aratmayacak tarzda gazeller, murabbalar söylemiştir. Dilindeki sadelik ve akıcılık, onun başarısının delilidir. Klasik şairlerimizden Ahmed Paşa, Fuzuli ve Atai’nin şiirlerine nazireler yazması; gazel, murabba, kalenderi, satranç, müstezad gibi şekillere örnekler vermesi, Ömer’deki, yüzyıla hâkim olan klasik şiire yönelme arzusunun en güzel örneğidir.

Zamanında ve daha sonraki yüzyılda oldukça şöhretli bir şair olan Ömer’e; Hasan, Levni, Ruhi gibi şairler nazire yazmışlar, Áşık Nihani de bir medhiye söylemiştir.

Ayvansaraylı Hafız Hüseyin tarafından 1782’de, Aşık Ömer Divanı adıyla bir araya getirilen şiirler arasında; koşma, destan, semai ve varsağı şeklinde söylenen heceli örnekler daha azdır.

Ömer’in en çok bilinen şiiri, 38 dörtlükten meydana gelen ve 105 şairin adının sayıldığı Şairname’sidir. Burada sadece 17 saz şairinin adının zikredilmesi, Arap ve Acem şairlerinin yanında klasik şiirimizle tekke şiirimizin ünlü adlarına daha fazla yer verilmesi düşündürücüdür.

Bayburtlu Zihni

Hem divan tarzı hem de âşık tarzı şiirleriyle tanınmıştır. Çok iyi bir medrese eğitimi görmüştür. Bu nedenle divan tarzında yazdığı şiirleri, divan şairlerini aratmaz. Ayrıca halk tarzında söylediği şiirlerde tam bir âşık söyleyişi görülür.

Öğrenimini Erzurum ve Trabzon medreselerinde yapan şair, 1816-1817 yıllarında İstanbul’a gelerek Mustafa Reşit Paşa ile yakınlık kurar ve Divan-1 Hümayun kalemine girer.

Divanı ile, başından geçen olayları anlatan Sergüzeştname adlı eseri bulunan Zihni, daha çok divan şairi olmak kaygısı güderdi. Ama adını yine sayıları az olan, hece ile söylenmiş koşmaları ile destanları yaşatmaktadır. Divanında divan şiirinin bütün şekilleri ile yazılmış şiirler vardır. Usta bir taşlamacı (hicivci) olan ozan bu tür eserlerinde yer yer açık saçık ve kaba küfürlere de baş vurur.

Zihni, her gittiği yerde taşlanacak birini buluyordu: Kaymakam, kadı, ağa v.b… Bu yüzden de yerden yere vuruluyordu.

Katibi

17. yüzyıl şairlerinden olduğu sanılmaktadır. Yaşamıyla ilgili çok az bilgimiz olan halk ozanlarımızdan biri de Katibi dir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde sözü geçen saz şairlerindendir. 4. Murat’in Bağdad Seferi üzerine bir övgü şiiri de yazan Katibi’nin Kayıkçı, Kuloğlu, vb. halk ozanlarıyla çağdaş olduğu şiirlerindeki dizelerinden anlaşılmaktadır. Katibi’nin 4. Murat’la birlikte Bağdad Seferi’ne katıldığı, kendisinin bir asker ozan (Yeniçeri) olabileceği de ileri sürülen görüşler arasındadır.

Aruz ölçüsünü de kullanan Katibi’nın asıl önemi hece ölçüsüyle söylediği şiirlerdedir. Şiirlerine bakılınca, duygusal yanı ağır basan bir ozan olduğu anlaşılır. Kullandığı dilde, Âşık Ömer’in başlattığı karmaşıklık, Osmanlıcaya özenti, divan şiirine yaklaşma, dikkati çekmektedir.

Kul Mehmet

17. yüzyılda Beyyurdu’nda yetişmiş “Ağca Kahya-Mehmet Dede” mahlasıyla de bilinen ozan, koşmalarıyla tanınır. İyi bir Bektaşi halk kültürü almış, At biniciliği de ünlüdür. Ozan, irticalen şiir, deyiş ve nefesler söyleyen en güçlü halk ozanlarından biridir.

Kayıkçı Kul Mustafa

16. ve 17. yüzyılda yaşamıştır. Osmanlı ordusunda görev yapan Yeniçeri şairlerdendir. Özellikle Bağdat kuşatmasında ölen Genç Osman adındaki asker için yazdığı Genç Osman Destanı, en ünlü şiiri sayılır. Dönemin tarihi ve önemli olayları üzerine halk zevkine uygun, sade, akıcı ve doğal bir dille şiirler söylemiştir.

Levni

17 ve 18. yüzyıllarda yaşamış bir saz şairidir. Asıl adı Abdülcelil Çelebi’dir, Lâle Devri’nin en tanınmış minyatürcüsüdür. Minyatür sanatına derinliği ve perspektifi getirmiş, yapay, yaldızlı ve canlı renkler yerine daha doğal renkler kullanmıştır.

Topkapı Saray’ndaki nakkaşhanede tezhip sanatını öğrenmiş, daha sonra da II. Mustafa zamanında sarayın başnakkaşlığına getirilmiştir. II. Ahmet döneminde de bu görevini sürdürmüştür. Ününü daha çok ressam olarak yapan, minyatüleriyle tanınan Levni’nin bir başka yanı da, Aşık Ömer’in etkisinde kalmış bile olsa, bir halk ozanı oluşudur.

Levni’nin yalın bir dili, ince alaycı bir tutumu vardır. Dili kullanmasını bilen, zeki, iğneleyici yanı ortaya çıkaran bir ozandır. Levni’nin eserleri arasında Kaygusuz Abdal minyatürü bulunmaktadır.

Gevheri

17’nci yüzyılın ikinci yarısıyla 18’inci yüzyılın ilk yarısı arasında yaşamıştır. Asıl adı Mehmet ya da Mustafa’dır
Yaşamına ilişkin kesin bilgiler yoktur. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın ikinci Viyana kuşatması üzerine söylediği şiirler, onun bu savaşa katıldığını göstermese de dönemin olaylarıyla ilgili bilgisi olduğuna işaret etmektedir. Osmanlı devletinin birçok yerini gezmiştir. Hem aruz, hem hece ölçüsüyle şiirler söylemiştir. Aruzda, hecedeki kadar başarılı olamamıştır. Müzikle de ilgilenmiştir. Şiirlerinde pek çok makam kullanmıştır. Türk müziğinde “Gevheri Makam” adında kendi adıyla bilinen bir makam vardır.

Ercişli Emrah

Yaşamı ile ilgi kesin bilgiler yoktur. Van’ın Erciş ilçesinde doğduğu ve 17’nci yüzyılda yaşadığı bilinmektedir. Şiirlerinde arı bir Türkçe kullanmıştır. İçten ve halk zevkine yakın bir söyleyişi vardır. Yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işlediği ve hayatını anlattığı “Emrah ile Selvihan” adlı halk öyküsüyle ün kazanmıştır. Bu öykü, Doğu Anadolu’nun yanı sıra Azerbaycan, Türkmenistan ve Ermenistan’da da değişik isimlerle tanınmış ve sevilmiştir.

Dertli

18. Yüzyılın önde gelen saz şairlerinden biridir. Dertli’nin asıl adı ibrahimdir. Orta Anadolu’da dolaşmış 1826’da İstanbul’a gitmiş, kısa süreli birkaç memurluk yapmış, sonra da Ankara’ya gitmiş, orada ölmüştür. Dertli’nin ilk takma adı “Lütfi”dir. Genellikle, kullandığı “Dertli” takma adının yaşamının güçlüklerinden geldiği söylenmektedir.

Dertli hem aruz, hem hece ölçülerini kullanmıştır. Divanı vardır. Divan’ı taş baskısıyla birçok defa basılmıştır. Çağının öbür saz şairleri gibi aruzla gazeller, divanlar, kalenderiler yazmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerde kusurlu bir nazım tekniği kullandığı için başarılı olamamıştır. Asıl ününü, ozanlık değerini hece ölçüleriyle yazdığı şiirlerinde göstermiştir.

Bektaşi tarikatına bağlıdır. Şiirlerinden tekke ve divan edebiyatını çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. Divan edebiyatını bilmesi, kent kültürüyle ilişki kurması Dertli’nin de dilinde, söyleyişinde bu kültürün izlerini bırakmıştır. Dertli’nin Gevheri, Äşık Ömer, Fuzuli gibi ozanlardan etkilendiğini gösteren belirtileri şiirlerinde bulma olanağı vardır.

Türk Dili ve Edebiyatı Konularını Görmek İçin Linke Tıklayın

İLGİLİ YAZILAR

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı DYK Kurs Planı
Araştırma
Editör

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı DYK Kurs Planı 2021-2022

Ana Başlıklar;9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı DYK Kurs Planı 2021-2022Kurs Planları Nasıl Hazırlanırİlginizi Çekebilecek Konuları 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı DYK Kurs Planı